Archive for the ‘adam olmak’ Category

Üç yanlış bir doğruyu götürür …

Pazartesi, Ağustos 23rd, 2010

Bu konuyla alakalı daha önce birkaç makalede yazdım. Yinede önemine binaen ara ara tekrarlamak ihtiyacı duyuyorum.

Genelde okuldan yeni mezun çalışanların iş hayatında başına gelen olaylardan biri bu dur. Yaptıkları yanlışların yaptıkları doğrulardan bazılarını götüreceğini sanırlar.

Oysa iş hayatı çok acımasızdır, acımasız olmasa ayakta kalamaz. Bu sebeple iş hayatında bazen bir yanlış bütün doğrularınızı alır götürür.

Kariyerinize yeni başlamışsanız bir yanlış size çok zarar vermeyebilir, giden doğrularınız görece az olabilir. Oysa bu önemli kavramı unutup ilerleyen yıllarda bir hata yaparsanız bir bakıverirsiniz onlarca yıllık emeğiniz birden uçuvermiş.

Bu sebepledir ki kariyer basamaklarında tırmanan herkesin ara ara hatırlaması gereken cümle bu dur.

İş hayatında bazen bir yanlış bütüüün doğruları götürür.

İş hayatında bazen bir yanlış bütüüün doğruları götürür.

İş hayatında bazen bir yanlış bütüüün doğruları götürür.

Adam olacak çoçuğun masasında bir ajandası oluyor.

Cuma, Temmuz 9th, 2010

Adam olacak adam diyeyim aslında artık hepinizin yaşı reşit.

Zamanla yanımdaki çalışanlar artıyor ve yaşlanıyor. Benim de yaş ve tecrübelerim günden güne artıyor.

Bakınca şöyle bir geriye bir hayli çalışanım var ama bir haylisi de ayrılmış…

Durup bir değerlendirdiğimde gördüm ki,

adam olacak adamın bir kere

-masasında bir ajandası oluyor…
-giyimine ve kişisel bakımına özen gösteriyor
-sosyal ilişklerine özen gösteriyor ( iş arkadaşları içinde özellikle )
-işini seviyor işine konsantre oluyor
-maaştan önce işi düşünüyor
-işine erken gelip geç gidiyor

Doğruluk dürüstlük artık bunlar zaten iş hayatında meziyetten sayılmıyor,  bunlarsız yola bile çıkılmıyor.

Bu saydığım maddeler yoksa çalışanda eninde sonunda bakmışım ayrılmış.

Eğer masanda ajandan olsun diye bir kaç kere uyardığın halde

masasında bir  defter ya da ajanda bulunudurmuyorsa ki bu

ne iş yapacağını not almasını engelliyor,
plan yapmasını engelliyor,
hergün yemek söyleyeceği büfenin telefonunu  bile sağa sol soruyor veya kargo firmasının,
dün neyi yapıp yapmadığını analiz edemiyor,
yarın neyi yapıp yapmayacağı hakkında zaten fikri yok,
masasını bile sanki deprem olmuş gibi öylece bırakıp çıkıyor zaten,

bir zaman sonra tabii konsantrasyonu azalıyor, yöneticileri ve patronun da ona ilgisi azalıyor,

maaşıda artmıyor,

öğrendikleri de artmıyor,

sorumlulukları da artmıyor,

bir sonraki aşama da zaten işe  geç gelmeye başlıyor, msn facebook ilgisi başka bir konsantrasyonu olmadığı için artıyor

işte burdan sonra arkadaş yolcu…

Ne oldu bir firmada yükselmek yerine duraklama ve geri gidiş.

Olan geçen yıl veya yıllara oldu.

Hem kendi açısından hem iş yeri açısından hem ülke açısından…

Dikkat etmek lazım hayata,  hayat çok hızlı kayıyor ayaklarımızın altından.

Acele reklamcı, sosyal medyacı, ürün yöneticisi aranıyor… HediyeDenizi.com

Salı, Temmuz 6th, 2010

hd

Merhaba,

klasik bir başlık oldu ama, özetle aradığımız bu. Hızla büyüyen HediyeDenizi.com büyümesine katkı sağlayacak takım arkadaşları arıyor.

Daha çok eksikliğini hissettiğimiz birimler,

Sosyal medya reklamcılığı,

Google reklamcılığı,

Müşteri hizmetleri,

Ürün yönetimi,

Kategori yönetimi, alanlarıdır.

Heyecanlı olmak ve İstanbul Merter semtine yakın ikamet etmek yeter şart…

Tecrübe iş görür ama istekli olmak da yeter.

Bu keyifli işe sizi bekliyoruz.

bilgi (ett) hediyedenizi.com

Yetiştirilmek üzere gençler arıyoruz.

Pazartesi, Mayıs 24th, 2010

Yetiştirilmek üzere gençler arıyoruz.

Hızla büyüyen HediyeDenizi.com firmamız için. Yetiştirilmek üzere gençler arıyoruz. Bu arayışımız sürekli olduğu için bu konuda bir makale yazmak istedim.

Genelde ihtiyacımız olan alanlar

lazer makinesi operatörü
fotoğrafçı
ürün editörü
müşteri hizmetleri temsilcisi
corel draw kullanıcısı
grafik meraklısı gençler
sosyal medya meraklısı gençler
ürün geliştirme meraklısı bayanlar

Avrupa yakası mertere yakın ikamet oldukça verim artırıyor, bunun dışında bir kriter aramıyoruz, biz gerekli eğitimi vereceğiz, yeterki, gözde bir heyecan ve azim olsun.

Hayat bir tecrübe…

Fatih Pakdamar

fatihpakdamar@hediyedenizi.com

mail ya da form

insan kaynakları

Bir babanın vasiyeti.

Cumartesi, Ocak 9th, 2010

Fena bir vasiyet değil, ekleyeceğim şeyler olur ama bunu da yayınlamak istedim.

Bir babanın vasiyeti

Melih Arat

Bugünlerde vasiyetleri inceliyorum. En güzel vasiyetler bilgi olarak bırakılanlar. Para harcanıyor, bitiyor; babamızın ya da annemizin muhteşem karakterinin eğer bizi yetiştirmeye vakit ayır/a/madıysalar bize bir faydası olmuyor. Ben de bir tane jenerik vasiyetname geliştirmeye çalıştım. İlk taslak vasiyetnamenin bir kısmı aşağıda.

“Evladım, sana bir mülk kalacak olursa, bu mülkü sürekli bir gider olmaktan çıkar; yatırıma döndür. Kiraya ver ya da gelir getirecek bir işletmeye döndür. Arsaysa otopark, meskense ev, dükkansa işyeri olarak kirala ya da işlet. Mülkü satarsan hazır para kolayca harcanır gider. Tasarruflu ve tutumlu ol; lüks eşyalardan seni daha çok mutlu edecek olan cebindeki paradır. Bir kriz olduğunda lüks eşyalar seni kerize döndürür. Tasarrufun varsa kriz anında krallığın ortaya çıkar. Kazançlarının en az yüzde 10′unu tasarruf et; yüzde 20′si ile de yatırım yap. Yatırım yapmak ya da genel giderleri düşürmek gibi bir işlevi olmadıkça borç alma. Kimseye kefil olma. Çok yakın bir dostunsa küçük bir miktar borç verebilirsin.

İş yapacaksan enformasyonla kaldıraçlanan işleri tercih edebilirsin. Bill Gates dünyanın en zengin insanı, çünkü enformasyon satıyor. Bilgisayar satanın, her yeni satış için bilgisayar yapması gerekirken, bilgi satanın sadece müziğini / resmini / filmini / kitabını / CD’sini çoğaltması gerekiyor. Her çoğaltım da kâr anlamına geliyor. Yaptığın iş sıra dışı olsun. Fark edilsin. Sıra dışı işler kendi reklamını kendi yapar; markalaşırsın. Yaptığın her işte farklı olmaya çalış. Kendini sürekli geliştir ve sürekli öğren, yeni yetenekler kazan. Geniş bir çevre edin. Derneklere üye ol, seyahat et, her çevreden başarılı insanlarla dostluk kur. Fırsatlar ve bilgi, insanlar üstünden gelir. Değerde insanlarla etkileşimli iş modelleriyle ortaya çıkar. Yaptığın her iş basit bir ticaretten öteye hizmet etsin. Mal da satsan, otel de işletsen insanlara hizmet ettiğini unutma. Her zaman hem müşterilerine hem de topluma hizmet et. İşler yolunda gitmezse işi bırak ya da kapat.

İnsanlarla derin ve sağlıklı ilişkiler kur. Yaşamında uygun şekilde herkese yardım et. Yardım etmek bazen dinlemektir. Bazen referans olmaktır. Bazen bir imkan sağlamaktır. Yardım et. İnsanlarla uyumlu olmak için gayret et. İlkesel olarak ayrı düşüyorsan çatışmak yerine onlardan ayrıl ya da onların senden ayrılmasını sağla. Dostlarını, arkadaşlarını mümkün oldukça ziyaret et. Gidemiyorsan teknolojinin imkanlarıyla onların hatırlarını sor. Başarılarını, bayramlarını tebrik et. Her fırsatta hediyeleş. Seyahatlerden küçük de olsa hediyelerle dön ve sevdiklerine hediyeler ver. Çevrendekilerin beğenmediğin bir davranışları olduğunda, bunu çok ertelemeden birebir söyle. Arızalı bir arabanın seni yolda bırakmasını bekleyeceğine, servise sok ve sağlam bir şekilde yoluna devam et.

Ailenle ilgili sorumluluklarını bil. En iyi eş faturaları ödemeyi unutmayan, eve icra getirmeyen, elektriği suyu kestirmeyen eştir. Ailene zaman ayır. Onları sev. Birlikte öğren ve eğlen ve tüm aile üyelerine kendi yaşam amaçlarına ulaşmalarında uygun şekilde destek ol. Hediyeleşmeleri, kutlamaları ihmal etme.

Allah’ın adını anmayı unutma. Hak yemekten kork. Dünyanın başka bir yerine ve öteki aleme götürebileceğin tek şeyin temiz bir ahlak ve vicdan olduğunu unutma. Hata yaparsan tövbe et. Kendine zarar veren hiçbir şey yapma. Allah’ın bize çok az şeyi kısıtladığını ve çok şeyi serbest bıraktığının farkında ol. Kısıtlamalara değil, özgürlüklere odaklan. Ölmüşlerini unutma ve onlara dua et. Bu vasiyeti sen de çocuklarına bırak ki, onlar da hem sana hem bana dua etsin.”

Öss tercihi yapacak gençlere önerilerim.

Pazartesi, Temmuz 20th, 2009

Akademik kariyerim çok parlak değil ama sağolsunlar etraftan sürekli soruyorlar nasıl Öss tercihi yapalım diye.

Hem bir kayıt olsun diye hemde toplu bir cevap niteliğinde Öss tercihi konusundaki fikirlerimi yazmak istedim.

Bu konuda ilk söyleyeceğim şey okulların ve bölümlerin üstünde, yaşanacak üniversiteli olma kültürünün kesinlikle alınması gerektiğidir. İlk iki yıl dersleri zaten çoğu alanlarda ortak derslerdir. Ayrıca bu ülkede çoğu insan okuluyla ilgili birşeyler yapmaz. Önemli olan bir şekilde ! hayata hazır olmaktır.

İlk önerim, daha net hedefler yoksa bölümün etiketine takılmamaktadır. İşletme okumak gibi … İşletme okuyup klima satmak ve coğrafya okuyup kilma satmak arasında çok bir fark olmadığını düşünüyorum.

İkinci önerim aklınızdan geçen bölümün mezunlarını iyi gözleyin, ne yapıyorlar nasıl yaşıyorlar, ne şartlarda hangi gelir düzeyine çalışıyorlar. Bunlar sizin kariyer hedefinizle örtüşmeli.

Üçüncü önerim eğer çok net bir kariyer tercihiniz yoksa, veteriner olmak gibi, udi olmak gibi.  En rahat gidebileceğiniz kültürel katkıları en fazla olan, ve kesinlikle en ekonomik olan il, üniversite ve bölümü tercih etmenizdir.

Sonuçta dediğim gibi asıl olanın 2 yada 4 yıl size verilen o üniversiteli olma süresini, en dolu, en verimli, en sosyal, eğitici şekilde yaşamaktır.

Ne bu sınav ne de bu okul  hayattaki saadet ve başarınızı garanti edemez. Önemli olan geçen zamandan alabildiğiniz verim ve keyiftir.

Kolaylıklar dilerim.

Detay sormak isteyenler lütfen fatihpakdamar@hediyedenizi.com a yazmaktan çekinmesin.

Ekin Acar ‘ın firmamızla bir ilişkisi kalmamıştır.

Çarşamba, Temmuz 8th, 2009

Yeni göreve başlayan pazarlama müdürümüz  Ekin Acar

12 günlük yeni görevinden.

Maaş günümüz olan 1 temmuz 2009 akşamı, bir istifa maili bırakarak kendi isteği ile ayrılmıştır.

Mail ile öğrendiğimiz bu gerekçeden dolayı firmamız ile ilişiği kesilmiştir.

Bu vesile ile çevremize duyrulur.

www.HediyeDenizi.com

İş yerinde boş zaman olmaz

Çarşamba, Nisan 1st, 2009

“Her çalışan veya bir konuyla uğraşan herkes, o işi veya hizmeti bir üst konuma taşıyamıyorsa, bir üretkenlik katamıyorsa, bir başka deyişle şu hayata kendi yetenekleri ve şahsiyeti ile bir imza atamıyorsa,  bence makinedir.”

Okullarda çok şey öğreniyoruz ama bazı etik kavramlar maalesef okullarda öğretilmiyor. Oysa hala usta çırak ilişkisi ile veya dededen toruna babadan oğula geçen ve öğrenilmesi gereken kavramlar var.

Bunlardan biri de bu yazının başlığıdır. “İş yerinde boş zaman olmaz”.  Eskiden çok eskiden bu işverenin hakkı, veya milli kaynak israfı olarak bile görülürdü. Ama günümüzde bu kavramlar nerdeyse kayboluyor.

Belli bir emek veya üretkenlik karşısında, çalıştığın iş yerinde teamül olarak boş bir zamanın olmaması lazımdır.  Amelelik istisna.  Çünkü o meslek, iş verilirse çalışır karşılığını alır, iş olmazsa oturur yeni bir iş bekler.

Budun dışında her ne iş yapıyorsanız yapın, usta, kalfa, ya da çıraksanız

-tertemiz ve düzenli olmanız,

-tezgahınızın tertemiz ve düzenli olması,

-işinizin gereklerini çok iyi bilmeniz,

-heyecanlı ve hevesli olmanız,

-yaptığınız işi geliştirmeniz,

-keyifle ve layıkıyla yapmanız,

-maddi ve manevi olarak bir üst basamağa taşımanız,

-arkanızdan aferim, eline sağlık, veya helal olsun dedirtmeniz,

beklenir.

Şu hep arayıp durduğunuz başarı, terfiler, ve ilerleme bunlardan sonra zaten sizi otomatik olarak bulur.

Aslında farklı bir pencereden bakarsanız bu ülke sorunudur bile. İnsanlar işini kendi içlerinde üretken olarak yapmazlarsa bir üst basamağa taşıyamazlarsa ülkeler de yapamaz. İşte bu yüzdendir ki hep yeni icatlar fikirler, Amerika’da bulunur, Avrupa’da  İtalya’da  Almanya’da  bulunur.

Vaktiyle yurt dışında bizzat şahit olduğum bazı küçük örneklerle ne demek istediğimi anlatmaya çalışayım. Örneğin amerikada çoğu oto yıkamada personelin elinde farklı boylarda küçük fırçalar, farklı bezler, ve farklı deterjanlar olurdu. O yıllarda bizde bütün araba iç dış, tekerinden direksiyonuna kadar bir bezle ve tek deterjanla yıkanır ve asla fırça kullanılmazdı. Oysa biraz düşünen herkes, küçüçük ve düşük maliyetli bir fırçanın oto yıkama işine, müşteri memnuniyetine neler katabileceğini akıl edebilir. Çünki otomobilin farklı şekillerde yüzeyleri ve farklı dokuda parçaları var. Ve bunların hepsine el uzanmaz.

Veya bir kuru temizlemeci, bakarsınız kütüphanede lekeler, ve kumaşlar üzerine okumalar yapıyor, veya denemeler yapıyor. İşini daha verimli, daha keyifli, daha kaliteli ve hatasız yapabilmek için.

Veya bir teknisyen elindeki bilgisayarlı oyma makinesinin yeteneklerini keşfedip farklı malzemelerde oymalar yapabiliyor. Oysa biz adamların yaptığı makineyi bile fonkisyonları ile tam kullanamıyoruz. Geçenlerde bir arkadaşım anadoluda küçük bir ilde bir müşterisinin 6000 euro ya asker künyesi yazmak için bilgisayar destekli bir makine aldığını söyledi. Oysa o makine ahşap, metal, cam, plastikler dahil nerdeyse sınırsız şekil ve uygulamalarda ürün üzerine yazı yazabiliyor. O kullanıcının bunlarda haberi bile yok… Çünkü dünyadan haberi yok.

Özetlersem bütün bunlar, insanların önem vermediği bazı kavramların yozlaşması ile bir ülkenin, üretkenliğinin, dürüstülüğünün, azalmasına, dışa bağımlılığının, tembelliğinin, vasatlığının, taklitçiliğinin artmasına sebep oluyor.

Her çalışan veya bir konuyla uğraşan herkes, o işi veya hizmeti bir üst konuma taşıyamıyorsa, bir üretkenlik katamıyorsa, bir başka deyişle şu hayata kendi yetenekleri ve şahsiyeti ile bir imza atamıyorsa,  bence makinedir.

Ben bir makine değilim, hayatı yaşamak isteyen bir bireyim, yaşamımın şu dakikasına kadar da hiç boş vaktim olmadı gün ve geceler bana yetmiyor ve bundan da acayip keyif alıyorum. Şu gün ölsem aklım arkada kalmaz.

Fatih Pakdamar

HediyeDenizi.com
Kaptan-ı derya

fatihpakdamar@hediyedenizi.com


Op. Dr. Turgay BİLGE

Pazartesi, Kasım 24th, 2008

Saygıdeğer Turgay Bilge

sevgili ülkemde mahir elleriyle, insanların canlarını kurtaran, bir çok ailenin tedirgin bakışlarını ışık dolu gözlere çeviren, paraya pula çok merak sarmayan, işini iyi bilen ve insana güven veren bir hekimdir.

Kendisi hakkındaki hayranlık ve hürmet dolu görüşlerimin yazılı bir kanıtı olsun diye bu makaleyi kaleme aldım.

Canınızı veya canınızdan da çok sevdiklerinizi emanet ettiğiniz bu tür insanlarda olması gereken üstün mesleki özelliklere sahip olmasının yansıra  ADAM gibi bir ADAM olduğu için kendisine saygı duyuyorum.

Türk Nöroşirürji Derneği danışma kurulu üyesi olan Op. Dr. Turgay Bilge , aynı zamanda

2001 yılında atandığı İstanbul Haseki Hastanesi Nöroşirürji Kliniği şefliğini halen başarıyla sürdürmektedir.

Op. Dr. Turgay bilge ( alt sıra ortada oturan )

Muayene iletişim bilgileri :

Opr. Dr. Turgay Bilge
Beyin / Sinir Cerrahisi Uzmanı
Halaskargazi Cad. Dr. Şevketbey Sok. Konur İşh. Kat:4 İSTANBUL
0 212 231 71 53

Benim yazamadıklarmı başka bir hasta yakını yazmış internette buldum onu da ekledim…

19 Haziran 2006

Yolunuz Cerrahpaşa’ya Düşerse…

İSTANBUL Üniversitesi’ne bağlı Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ne yeni atanan Dekan Prof. Özgür Enver’den sonra ilk kez gittim Cerrahpaşa’ya. Adı benim için hep kötü anılarda kalan Cerrahpaşa’ya giderken ayaklarım geri geri gidiyordu inanın.

Cerrahpaşa’da kalp krizi geçiren amcamı 500 m. mesafedeki hastaneye yetiştirdik ama kaybettik bundan 15 yıl önce. Bu kez babamın boyun damarlarından birinde, üstelik doktorların söylediği şekliyle beyin sapına en yakın bölgedeki damarda %80 bir daralma tespit etmişlerdi.

Bu da 12 Eylül döneminde bizim sıkıntılarımızdan dolayı bir kez felç geçirmiş babama, ölümcül darbenin kapının hemen ardında olduğu demekti. Bir beyin ameliyatını da kaldıracak yaşı çoktan geçmiş babamın derdine çare olacak bir hekimin varlığından bahsetti Op. Dr. Turgay Bilge.

İyi bir nörolog ve ahlaklı, faziletli bir insan bildiğim Op. Dr. Turgay Bilge
‘nin tavsiyesine uyarak düştük Cerrahpaşa’nın yollarına. Radyoloji tamam, nöroloji de tamam, ama nöroradyoloji ne demekti. İnsan başına gelince anlıyor.

Yeni Dekan’dan sonra adeta şantiyeye dönmüş Cerrahpaşa’da Prof. Civan IŞLAK’ın Bilim Dalı Başkanı olduğu bölüme girince sizi kayıtta karşılayan memure Ayşin Güner’in gülen yüzü ve profesyonel yönlendirmesi ile yurtdışındaki kliniklerle yarışmak için yola çıkmış bir ekiple karşılaşacağınızı anlamak zor olmuyor.

Daha sonra Uluslararası Tıp Dünyası’nın da yakından tanıdığı ve ABD dahil bir çok ülkenin kendisine teklif ettiği imkanları reddettiğini öğrendiğim, Türk insanına hizmet etmek için, kendisine sunulan imkanlarla kıyaslanmayacak mütevazi şartlarda çalışmayı kabul eden Civan Hoca ve ekibindeki hekim arkadaşları Dr. Murat Velioğlu, Dr Süleyman Dikici ve hemşire Nurşen Çetinkaya, tıbbi terimi ile karotis arter stendleme işinde öyle bir noktaya gelmişler ki, beyin ameliyatına gerek kalmaksızın bir günde hastalarını iyileştirip evlerine taburcu ediyorlar.

Bu gibi olaylara rastlamak Türkiye’ye olan güvenini arttırıyor insanın. Yaşama bağlılığını arttırıyor. Babacığımı, korkarak oraya, belleğimde kötü anılarımın yer aldığı Cerrahpaşa’ya götürdüğüm babacığımı bir gün sonra sağlıcakla evine götürdük. Orada tanık olduğum, Maliye Bakanlığı’nda takılan ödeneklerinin bir an önce serbest bırakılması konusunda bir ricam olacak Maliye Bakanı’mız Sayın Unakıtan’dan. Buraya gidip bir görme imkanı olsa keşke Sayın Bakan’ın.

Bu ekibe köstek değil destek olmak gerek. Yoksa fakir fukaranın gidebileceği, şifa bulabileceği bir imkanı daha kendi ellerimizle yok etmek üzereyiz.

http://www.gercekgundem.com/index.php/%2053/0/rss.xml?c=349&com=all

Uyanıklık başarı getirmez…

Cuma, Kasım 7th, 2008

İnsanoğlu bir ömür çabalar.

Kimisi ünlü olmak için, kimisi zengin olmak için, kimisi sadece başarmak için.

Ve hep uyanık olanların başaracağına inanılır.

Oysa ben ona inanmam, bence başarının anahtarı, samimiyette, fedakarlıkta ve vefadadır.

Uyanıklık bana hep birilerinin uyutulduğu hissini verir :)

Ambulansın peşine  takılmak.
Sıraya kaynak yapmak.
Hastanede torpille sıra bulmak.
Arkadaşına çelme takmak.
Birinin emeğini kapmak.
Birinin ekmeğini kapmak.
İçeride adamı olmak.
Entrika, plan, hesaplar hesaplar…

Evinde, işinde, arkadaşlığında daha samimi olabilmek, daha fedakar olabilmek, daha vefalı olabilmek başarmaktır bence.

Ama insan önce kendiyle samimi olmalı. Bir dostuma sahtesi ile ayırt edilemiyorsa niye, saate ya da dolma kaleme çok para verdiğini sordum.

O da bana “sahtesi olduğunu benim bilmem yeterli” demişti.

Gerçekten düşünmüştüm o zaman. 1000 dolarlık nesneyi 100 dolara almak mıydı kar ?

Yaptığın işi hakkıyla yapacaksın.

Şu hayatta önce kendine hesap verebileceksin ben onu derim. Adam gibi yaşayacaksın, adam gibi çalışacaksın, adam gibi öleceksin.

Kasım 2008 istanbul
gecenin de bir yarısı