Archive for the ‘yönetim liderlik’ Category

Krizde paran yoksa, alışveriş yapan birini bul 50 TL. kazan.

Pazartesi, Eylül 28th, 2009

HediyeDenizi.com arkadaşı alışveriş yapan herkese 50 TL. Hediye Puan veriyor.

Şartlar çok esnek. Arkadaşınız istediği kadar harcama yapıyor. Siz anında 50 TL. eşdeğeri 500.000 Hediye Puan kazanıyorsunuz. İstediğiniz zaman www.HediyeDenizi.com da harcıyorsunuz.

Küçük yazılar ve cin fikirli kampanya taktikleri yok.

Krizden sonra azalan büyüme hızımızı artırmak için çeşitli formüller ararken. Yine en iyi kaynağın bizi tanıyan üye ve müşterilerimiz olduğuna karar verdik.

Bu sayede zaten uzun süredir kullandığımız tavsiye et puan kazan kampanyamızı biraz daha geliştirerek Ekim ayı için iddialı bir kampanya düzenledik.

Keyifli alışverişler.

Lidere güç katan özellikler

Çarşamba, Eylül 17th, 2008

Fazla hırs kör yapar. Hırs lazım ama dengeli olacak, kör etmeycek.

Sonuna kadar giderler
. Güçlü liderin sorunların köküne inebilme ve çözüm bulabilme yetenekleri vardır.

Kendine güven önemli.
Sorunla karşılaşınca kendine güvenmeli, sonuç ne olursa olsun başa çıkabileceğini bilmeli.

Risk almaktan korkmaz.
Eğer lider yanlış yapmaktan korkarsa yapması gereken hiçbir görevi yerine getiremez.

Ne iyimser ne kötümser. Dengeli olabilmeli.

Sonunda Bir Takım Kuracağız

Cumartesi, Ağustos 30th, 2008

Şimdi az önce Robert Redford dun Son Kale ( Last Castle ) adlı filmini izledik.

Malum bu filmi izlemeye şirket olarak acayip yenildiğimiz bir futbol maçı sonrasında karar verdim. Çünkü maçta organize olamadık sonuçta yenilmedik fena halde ezildik.

Bu cumartesi günü burda olanlara çok teşekkür ediyorum, olamayanlara olumsuz birşey söylemek istemiyorum.

Ama takım olabilmenin ilk adımı birlikte olabilmektir. Bir iş ortamında sosyal anlamda birlikte olabilmek çok kolay olmuyor bu gibi fırsatları değerlendirmek lazım. Özveri hakkında da size yazılar yazdım daha önce.

Şimdi filmi izledik filmde bir sürü konu işleniyor filmde. Beni en heyecanlandıran iki konu var.

Birincisi güçlüye karşı zayıfın bir şekilde galip gelmesi.

İmkansızlıklar içinde olanın bir şekilde bütün imkanlara sahip olana üstün gelmesi, bunun planlanabilmesi, buna cesaret edilebilmesi.

İkinci olarakta generalin ekibi, durumu analiz ve motive etme taktikleri ve süreci.

( Bu ikincisi aranızda yönetim merakı olan varsa onlar için ayrıca dikkat çekicidir. )

filmden hemen sonra

şavaş, ticaret ve futbol hakkında biraz konuştum.

Bana göre bu üçü arasında ilginç benzerlikler var. Üçününde de kuralları ayrı olmasına rağmen, üçü de kazanırsan keyifli zaten birinde kazanmak zorundasın :)

Kaybedersen keyifsiz. Ben kendim bir işe giriştiğimde kesinlikle keyif almak için girerim. Nedense kaybetmek bana çok keyif vermez.

Ben böyle yazınca savaşır gibi futbol oynadığım, ticarette herşeyi caiz gördüğüm anlşılmasın. Tabii ki hepsinin kendine göre kuralları var.

Burda asıl ilginç olan bunları kazanmak için yapılacak şeylerin benzer olması.

Amaç – Analiz – Ekip – Mücadele

Amaç savaşta hayatta kalmak, ticarette para kazanmak, futbolda gol atmak gibi örneklerle özetlenebilir.

Analiz kimle savaşıyoruz, kimle çalışıyoruz, kimle oynuyoruz. Onların gücü, taktikleri, zayıflıkları gibi özetlenebilir.

Ekip kim savaşacak, kim çalışacak, kim oynayacak. Komutanı, lideri, kaptanı, tek tek her ferdi olarak açıklanır.

Mücadele amaç doğrultusunda yaptığın analizle var olan ekiple gerçekleştirebildiğin performans olarak özetlenebilir.

Savaşı bir kenara bırakıp filmden ticarete değerlendirme yapmak istiyorum. Robert Redford filmde savaş tarihine askerlik tarihine adı geçmiş bir Amerikan generali. Son görevinde, gitme denilen bir yere bir ekip göndermiş sekiz insan hayatını kaybetmiş. Oda kendini bundan suçlu görmüş tabii mahkemede böyle düşünmüş zaten, bir askeri hapisaneye gönderilmiş.

Hapisaneye bir geliyorki despot bir albay, şiddetle yönetiyor hapisaneyi, mahkumları düşman görüyor, kulelerden onlara mermi sıkmayıda kahramanlık görüyor. Ayağı savaş alanına basmamış ama kendini komutan zannediyor. Neyse bizim general biraz olaya sessiz kalmayı deniyor ama olmuyor tabii. Kolları sıvayıp işe koyuluyor amaç hapisaneyi ele geçirmek.

Ekibi tek tek analiz ediyor, rakibi ve bütün hamlelerini tek tek analiz ediyor, tıpkı bir satranç oynar gibi isyanı başlatıyor. Şimdi olay isyan gibi görünebilir ama hazırlık ve plan kısmı filmin uzun zamanını alırken, icraat kısa bir bölümünü alıyor. Tıpkı olması gerektiği gibi, ticarette de adım adım her aşama dikkatle planlanmalı. Kar sona yakın zamanda gelir.

Filmdeki gibi herkes üzerine düşen görevi fazlasıyla ve tam zamanında yapmalı. İster er, ister general birinin görevi ihmali veya yetersizliği toplam başarıyı etkiler.

Sonuçta bu konulu bir çok yazı yazdım sizlere. Bir takım olmadan yanındaki için savaşmadan bir şey kazanılmaz diye.

Bana diyorlarki bu yapmaya çalıştığın özel sektörde olmaz, burda herkes birbirinin kuyusunu kazar. Herkes kendine çalışır. Kurallar koy, tuvalet kullanımından giriş çıkışlara kadar. Senin firma çiftlik gibi. İnatla mücadele edeceğim, sahada ekibimle birlikte bir takım kurana kadar savaşacağım. Bundan emin olun.

İşte bizimde ufak bir firmamız var, bir çok imkansızlığına karşın elinde olan imkanlar da var. Yetenekli azimli ve fedakar çalışanlarımız var. Büyüyoruz. Varolan imkanları analiz edip bunla başarmanın bir çaresini bulacağız.

Bence olacak çok kalmadı.

Akıllı patron çalışanını kaybetmemek için her şeyi yapar.

Perşembe, Haziran 12th, 2008
Bu ikinci oldu elemanlarım beni bir konuda eleştirdi, demokrat bir adam olmaya çalışıyorum eleştirmek okey ama bu eleştiriyi haksız bulduğum için birşeyler yazmak lazım geldi.

Söz konusu eleştiri benim HediyeDenizi.com u

“çalışan çalışsın çalışmayan gitsin, şartlar bu…”
veya
“kimse vazgeçilemez değildir…”
veya
“sen olmasan birini bulurum nasıl olsa…” anlayışı ile yönettiğimdi.

bunlara kesinlikle katılmıyorum

Geçen ay işten çıkardığımız 3 arkadaşınızda artık defalarca uyarıdan sonra bile düzelemeyen kronik devamsızlık ve işe gelmeme hastalığına yakalanmıştı. Onları motive etmek için elimizden geleni yaptık ödüllendirdik, cezalandırdık, tedavi için ne gerekiyorsa yaptık hem de aylarca yaptık ama artık yapacak birşey maalesef kalmamıştı .

Bu konuda en genel olarak görüşlerime gelince ataların bir sözü vardır “bir adama güvenip iş kurulmaz” diye. Ölüm var kalım var haklılar ama asıl olan kurumsal devamlılıktır.

ama yine de bütün bunlara rağmen hiçbir patron, ya da en azından çoğu patron zırt pırt çalışan değiştircek kadar

akılsız değildir.

Bir firma için en olumsuz şey zırt pırt çalışan değiştirmektir, tıpkı bir çalışan için de en olumsuz şeyin zırt pırt işyeri değiştirmek olduğu gibi.

Çünkü her eleman ayrı bir risktir,
işe alması vakittir paradır risktir,
diğer çalışanlarla uyuşması risktir,
hırlıdır hırsızdır, huyludur huysuzdur risktir,
ayrılması risktir,
şirket mahremiyetlerinin çiğnenmesi risktir,
yaşadığın duygusal anlar ( işten çıkarma anı gibi) sağlık açısından risktir,
tedarikçiler gözünde sık sık çalışan değişmesi risktir,
her geleni eğitmek firma kültürünü anlatmak paradır vakit kaybıdır risktir,
her gelen kafasına göre sistemi değiştirir risktir,
eski çalışanın iyi ilişkileri kayboluverir yenisi aynı ilişkileri kuramayabilir risktir,
çok kıymetli vakitler kaybolur risktir,

bu konudaki çoğu adım risktir, risktir, risktir,

Asıl olan devamlılıktır, işte, evlilikte, dostlukta, hayatta, herşeyde.

AKILLI ve PARA KAZANMAYI İSTEYEN HER PATRON

ÇALIŞANI KAYBETMEMEK İÇİN HER ŞEYİ YAPAR

AMA YAPABİLECEKLERİ İMKANLARI DOĞRULTUSUNDADIR.

Beni eleştiren sayın çalışanlarım hadi samimiyetime inanmadınız (ya da ben size hissettiremedim) anlarım ama
hiç değilse zekama saygı duyun :)

Demek isitiyorum ki iş gören bir çalışanı kaybetmek aptallıktır, akılsızlıktır, beceriksizliktir… …

Sizi seviyorum, işimi seviyorum, onu ayakta tutmak için herşeyi yaparım.

Kariyerinizi iyi planlayın, çok özeleştiri yapın.

Siz de işinizi sevin, onun için uğraşın, çabalayın, kendinizi geliştirin, ve çok çalışın.